30 Kasım 2011 Çarşamba

'PKK'nın kuryesi 'O' vekil'

'PKK'nın kuryesi 'O' vekil'


'PKK'nın kuryesi 'O' vekil'

Terör örgütü PKK'nın işkencelerinden kaçan örgüt üyesi Selma Batmaz'ın tüyler ürperten PKK itirafları devam ediyor.


Terör örgütü PKK'nın içyüzünü anlatan örgüt üyesi Selma Batmaz'ın söyledikleri Bağımsız milletvekili Aysel Tuğluk ile PKK ilişkisini deşifre etti:
 
"Öcalan, örgütü avukatlar aracılığıyla yönetiyor. Tuğluk da PKK'lılar arasındaki iletişimi sağlıyordu."
 
Batmaz,KCKoperasyonlarında tutuklanan avukatlara ilişkin de örgüt içinde yıllarını geçirmiş biri olarak şu değerlendirmeyi yapıyor:
 
"Öcalan, Kandil'i avukatlar aracılığıyla yönetiyor. Genç avukatlar kullanılıyor. Çünkü onlar çaylak. İşin farkına varan ise ayrılıyor."
 
Türkiye'nin haberine göre; PKK'lılardan gördüğü şiddetten sonra pek çok yere başvurarak can güvenliği isteyen ve ardından yazdığı mektuplarla başta Kürtler olmak üzere herkesten destek isteyen Selma Batmaz'ın açıklamaları devam ediyor.
 
PKK'nın içyüzünü deşifre eden Batmaz'ınTürkiyegazetesine verdiği ropörtajı sizler için derledik...
 
ÖCALAN RUH HASTASIDIR
 
SORU: Öcalan gerçekten çözüm istiyor mu?
 
İnancım bu yönde. Ayrıca Kürt sorunu ayrı PKK sorunu ayrıdır. Örgütün derdi, Kürtlerin sorunlarını çözmek değil. Kürtleri ilgilendiren tek olumlu bir planı da yoktur. Öcalan'ın kimliği ve kişiliğinin nereden geldiğine bakın. Öcalan ve yakındakilerin hiçbirisinin temiz bir kökeni ve asaleti yoktur. Bunların hepsi toplumun en tortulu kesiminden geliyorlar. Neden bir ağa, bey ve şeyh oğlu orada görev almadı. PKK neden bölgedeki ileri gelenlere düşmandır? Neden onların çocuklarını öldürdü. Çünkü Öcalan bir ruh hastasıdır. PKK'nın başındakilerin de bu psikolojik hastadan farkı yoktur.
 
"PKK LİDERLERİ UÇKURLARI İÇİN KÜRDİSTAN'I SATARLAR"
 
Onlar kendi uçkurları için Kürdistan dâhil her şeyi satarlar. Bu karanlık çete ve cinayet şebekesi gitmeden Kürtlerin yaşadığı dört parçada da tek bir şey yapılamaz. Kürtler bunun için akıllarını başlarına almalıdırlar. Yeni örgütler, yeni oluşumlar ve yeni siyasi hareketler kurmalıdırlar. Aksi halde PKK hiçbirisine hayat hakkı tanımaz tanıyor.
 
ŞEYH SAİD'İN TORUNUNU ÖLDÜRECEKLERDİ

SORU: Örgütle yollarınızı ne zaman ayırdınız?
 
Hem PKK'dan hem de devletin o dönemki polis ve askerlerin elinden çok çektim. Şu anda yüzde 60 oranında sakatım. Cezaevine girdiğimde örgüt bana sorumluluk verdi. Kaldığım Bayrampaşa Cezaevi'nde, PKK'lı kadın militanların sorumlusu oldum. Ama cezaevinde hiçbir şekilde ölüm emri vermedim. O zaman koğuşta 70-80 kadın vardı. Ayrıca örgüt yapısı içinde de yönetimde görevalmıştım. Şeyh Sait'in torunlarından bir bayan, ismini biliyorum fakat evli olduğu ve onun için bir sakınca teşkil ettiği için adını söylemek istemiyorum. Bu kadın nişanlı iken dağa gidiyor. 4 ay boyunca elleri ve ayakları bağlı şekilde çadırda bekletiliyor.
 
Öldürülecekti. Ama sonra affedildi. Bırakıldıktan sonra İstanbul'a geldiğinde yakalanmıştı. Bayrampaşa Cezaevi'nde birlikte kaldık. O ve onun gibi çok kişi büyük acılar çektiler.
 
HADEP BAŞKANLIĞINI REDDETTİM

SORU: Cezaevinden çıktıktan sonra tekrar Avrupa'ya mı gittiniz?
 
1992 yılının ekim ayında girdiğim cezaevinde 5.5 yıl sonra serbest kaldım. Tahliyeden sonra örgütü bıraktım. Bana HADEP'in başına geçmemi teklif ettiler. Öcalan'ın avukatı Mahmut Şakar defalarca kapımı çaldı, açmadım. Kani Yılmaz (ki, bu insan örgütten koptuğu için daha sonra öldürüldü) bana defalarca telefon açarak "APO seni istiyor" deyip duruyordu. Eğer HADEP Başkanı olmayı kabul etseydim kesinlikle beni öldüreceklerdi.
 
Demokratik açılımla, sorunun çözümü için bazı adımlar atıldı. Ancak hala şiddet devam ediyor. Günümüzde taleplerin demokratik protesto yöntemlerin dile getirilmesi silahtan daha etkiliyken sizce PKK savaşta niye ısrar ediyor?
 
PKK SAVAŞTAN BESLENİYOR
 
PKK savaştan besleniyor. Bunun için asla bir açılımla Kürt sorunun barışçıl yöntemlerle çözülmesini istemez. Savaş ve kanla beslenenler, sorunun çözülmesini arzu etmezler. Çünkü bu örgütün varlığı savaşa bağlıdır. Savaş ağaları hep bu kirli savaşı istiyorlar.
 
TUĞLUK BİZİM İÇİN ÇALIŞIYORDU

SORU: KCK operasyonları çerçevesinde Öcalan'ın avukatları tutuklandı. Avukatlar, İmralı-Kandil arasında kuryelik yapıyorlar mı sizce?
 
Yeni bir şey değil ki. Öcalan yakalandığından bu yana örgütü avukatlar aracılığıyla yönetiyor. Bu sistemin hala işletildiğini düşünüyorum. Örneğin Aysel Tuğluk'u cezaevinde yattığım dönemde tanıdım. Bizim için çalışırdı. PKK'lılar arasındaki iletişimi sağlıyordu. Mahkûmların birbirlerine gönderdiği mesajları taşırdı. Ona bu görevi örgütün cezaevi yönetimi olarak biz vermiştik. Her hafta cezaevine gelip giderdi. Üç cezaevi arasında iletişimimizi sağlardı. Bayrampaşa-Bursa ve Çanakkale cezaevleri arasında kuryelik yapardı. Aysel Tuğluk ve birkaç kişi dışında o dönemin bütün avukatları daha sonra ayrıldılar. Çünkü olayın vahametinin farkına vardılar. Her zaman yeni avukatlar kurye olarak kullanılır. Zira bunlar çömezdirler ve anlamazlar.
 
DEVLET BİLE PKK KADAR KÜRT ÖLDÜRMEDİ

SORU: İki defa darp edildiniz. Örgütün size yönelik ölümcül bir eylem gerçekleştirmesinden korkuyor musunuz?
 
Sadece ben değil, PKK bugüne kadar binlerce Kürt'e zarar verdi. Abdullah Öcalan 15 bin iç infazdan bahsetti. 17.500 de faili meçhul cinayet var. Çatışmalardan öldürülen gençleri sayısı ise tam bilinmiyor. Evet devlet de büyük zulümler yaptı. Ama diyebilirim ki devlet bile Kürt halkına PKK kadar zarar vermedi. PKK'nın kirliliklerinin ne teneşir, ne Ganj Nehri ne de Hitler'in gaz odaları temizler. Çünkü bunların hem bedenleri hem de ruhları kirlidir. Özellikle PKK'lı yöneticiler cehennemi adamlardır. Çokkişinin heba olmasına neden oldular. Bunlardan korkmamak mümkün değil. Onlar benim peşimdedirler. Can güvenliğim yok. İstedikleri yerde beni bulup imha edebilirler.
 
AYSEL TUĞLUK İDDİALARI REDDETTİ
 
Siyaseti tercih ettim. Barışı sağlamak için uğraşıyorum. Selma Batmaz intikam almak amacıyla iftira atıyor" dedi. Kuryelik suçlamalarını ret eden Tuğluk, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Cezaevine gidip geliyordum. Selma Batmaz ile hiçbir görüşmüşlüğüm ve sohbetim yoktur.
 
Bunu cezaevi kayıtlarında tespit etme kolaydır. Bu gibi suçlamalarla bizleri kıskaca almaya çalışıyorlar. Zaten her şeyimizi didik didik eden bir ekip var. Ayıptır. Neden bu tür kurgularla Kürt siyasetçileri konuşmaz hale getirmeye çalışıyorlar. Bizler devre dışı bırakıldıktan sonra kimlerle görüşecekler. Bakın açık ve net söylüyorum. Bu problem bitsin gerekirse 10-20 sene yatarım. Bu tür haberleri ihbar olarak kullanacaklar vardır. Kim ne yaparsa yapsın doğruları yapmaktan vazgeçmeyeceğim. Ben çözüme ve kardeşliğe hizmet ediyorum. Lütfen kimse BDP'yi terörize etmesin. Bana yapılan iftira mevcut konjonktür, konsept ve ortama malzeme olarak kullanılacaktır. Yeter artık bıktık."kaynak.mynet

Marcelinho’ya tecavüz suçlaması

Marcelinho’ya tecavüz suçlaması

Marcelinho’ya tecavüz suçlaması.
Trabzonspor’da da oynayan Brezilyalı futbolcu Marcelinho, bir kadına cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla tutuklandı















Bir dönem Trabzonspor forması da giyen Brezilyalı orta saha oyuncusu Marcelinho, bir kadına cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla tutuklandı.

Paraiba eyaletinin Campina Grande bölgesinin polis sözcüsü Oziel Cunha Costa, 36 yaşındaki oyuncunun, evindeki parti sırasında, bir kadını zorla öpmeye çalıştığı ve saçlarından çektiği gerekçesiyle tutuklandığını söyledi.

Brezilya Milli Takımı’nın 2001 yılında formasını giyen Marcelo dos Santos’un (Marcelinho) avukatı Afonso Vilar, G1 haber portalına yaptığı açıklamada, müvekkilinin partide birine tecavüz ya da taciz etmeye çalıştığı iddiasını reddettiğini söyledi.

Marcelinho, Alman 1. Futol Ligi (Bundesliga) takımlarından Hertha Berlin’in orta sahasında hücuma yönelik oynadığı dönemde tanındı. Marcelinho, Bundesliga ekibinden önce Brezilya’da Gremio, Fransa’da Olympique de Marseille, Brezilya’da Sao Paulo, Rio Blanco Sao Paulo, Santos ve Campinense formalarını taşıdı.

Marcelinho, 2006 yılının Temmuz ayında Trabzonspor’a transfer oldu. Trabzonspor’da beklenen performansı gösteremeyen Marcelinho, Almanya’nın Wolfsburg takımına gitti. Bu takımda da başarılı olamayan Brezilyalı futbolcu, ülkesine dönerek Flamengo’ya transfer oldu.

Marcelinho, halen Brezilya 2. Lig (Seri B) takımlarından Sport Club do Recife’de forma giyiyor.kaynak.hürriyet

6 dev merkez bankası kol kola girdi, piyasalar dolara doyacak

Piyasalar dolara doyacak

6 dev merkez bankası kol kola girdi, piyasalar dolara doyacak.


Krizle mücadele eden ABD ve Avrupa, yeni yıla daha sağlıklı piyasa ortamıyla girmek için çözüm arayışlarını sürdürüyor. Avrupa Merkez Bankası ve FED’in başını çektiği 6 merkez bankası 5 Aralık’tan itibaren piyasalara dolar likiditesi sağlamaya karar verdi. AB maliye bakanları da ‘Avrupa Kurtarma Fonu’nu ocak ayına kadar büyütme konusunda görüş birliği sağladı.






GLOBAL krizin en çok vurduğu ABD ve Avrupa Birliği (AB), yeni yıla girerken global piyasalardaki ateşi söndürmek için iki yeni hamle kararı aldı. Buna göre Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve ABD Merkez Bankası (FED), İngiltere, Kanada, Japonya ve İsviçre merkez bankalarıyla birlikte hareket ederek, gerginliği azaltmak için piyasalara dolar likiditesi sağlayacak. Diğer yandan, AB maliye bakanları aylık toplantısında 2 yıldır tartışılan ve bir türlü üzerinde anlaşılamayan 440 milyar Euro büyüklüğündeki Avrupa Finansal İstikrar Fonu’nun (EFSF) büyütülmesine karar verildi. Euro Gruop Başkanı Jean Claude Juncker, “EFSF’nin ne kadar büyütüleceği şimdilik netlik kazanmasa da bu konu ocak ayına kadar çözümlenecek” dedi.

Gerginliği azaltmakECB’nin 6 merkez bankasının işbirliğinin duyurduğu açıklamasında, “Dünyanın önde gelen 6 merkez bankası küresel finansal sisteme likidite desteği sağlama kapasitesini artırmak amacıyla koordineli hareket edecek” denildi. Açıklamada, bu müdahalenin, finansal piyasalardaki gerginliği hafifletmeyi ve hanehalkları ile işletmelerin kredi tedarikindeki sıkışıklığın etkilerini gidermeyi ve böylece ekonomik faaliyetin güçlenmesine yardımcı olmayı hedeflediği vurgulandı.

Müdahale 5 Aralık’ta Merkez bankalarının mevcut dolar likidite swap hatlarına uygulanan faizi 50 baz puan düşürmek için anlaştığı, bu fiyatlamanın 5 Aralık 2011’den itibaren bütün operasyonlarda uygulanacağı ve bu swap düzenlemelerinin yetkisinin 1 Şubat 2013’e kadar uzatıldığı ifade edildi. İngiltere, Japonya, İsviçre merkez bankaları ve ECB’nin yeni bir düzenlemeye kadar üç aylık ihaleleri sürdüreceği kaydedilen açıklamada, beklenmedik durum önlemi olarak, merkez bankalarının geçici karşılıklı likidite swap düzenlemeleri oluşturma konusunda anlaştığı belirtildi. ECB, düzenli olarak yeni fiyatlandırma üzerinden yaklaşık bir hafta ve üç ay vadeli ABD Doları likidite sağlama operasyonları yapacak.
IMF’den daha çok yararlanmaEuro Bölgesi maliye bakanlarının EFSF’nin büyüklüğünün artırılması konusunda fikir birliğine vardıkları toplantıda, borç krizinin aşılması için Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) daha fazla yararlanılması gündeme geldi. Bakanlar, fon sorunları bulunan ülkeler için yüzde 20-30 yeni tahvil ihracını garanti edecek ve yabancı yatırımcıları Euro Bölgesi ülke tahvillerini satın almaya yöneltecek ortak yatırım fonları oluşturulmasını amaçlayan ayrıntılı plan üzerinde uzlaşmaya vardı.

1 trilyon Euro olmazEuro Grubu Başkanı Jean-Claude Juncker, söz konusu planın ocak ayına kadar uygulanacağını belirterek, “Finansal piyasalardaki kötüleşme nedeniyle, Euro Bölgesi liderlerinin ekim ayı sonunda öngördüğü gibi EFSF’nin büyüklüğünün 1 trilyon Euro’ya çıkması muhtemel görünmüyor. Miktar ocak ayına kadar belirlenecek. Amacımız IMF’nin, EFSF’nin ateş gücünü desteklemesini sağlamak. Biz ayrıca karşılıklı krediler vasıtasıyla IMF’nin kredilerinin artırılmasının hızla araştırılması konusunda anlaştık. Böylece IMF, EFSF’nin ateş gücünü yeterince karşılayabilsin ve daha yakın işbirliği yapabilsin” diye konuştu.

Krizi çözmek için kritik süreçteyiz    
AB Komisyonu’nun ekonomik ve parasal işlerden sorumlu Başkan Yardımcısı Olli Rehn, “Biz şimdi, AB’nin krize karşı müdahalesini tamamlaması ve sonuçlandırması için kritik 10 günlük bir sürece  giriyoruz. Bizi bu krizden çıkaracak tek bir sihirli çözümümüz yok. İki cephede çalışılmaya ihtiyaç var. Bunlardan  biri Euro Bölgesi’nin, piyasadaki karışıklığı kontrol etmek için yeteri kadar güvenilir güvenlik duvarlarına sahip olmasını garanti etmek” diye konuştu.

Noyer: 6 bin mil ötedeki olay piyasaları 30 saniyede etkiliyor
FRANSA Merkez Bankası Başkanı Christian Noyer, “Bu gerçek bir mali kriz. Finansal piyasalarda büyük ölçekte karmaşa anlamına geliyor. Biz, gerçek bir mali krizle karşı karşıyayız, parasal krizle değil” dedi. Noyer, “Euro Bölgesi’ndeki tahvil piyasaları normal işlemiyor ve gerçeği yansıtmıyor. Avrupa’nın zayıflığının temelinde bileşenlerinden herhangi birinin kırılganlığı yatmıyor. Euro Bölgesi’nde yaşanan borç krizi dünyanın geri kalanını da etkiliyor. Asya, Avrupa’ya 6 bin mil uzaklıkta bulunuyor ancak finansal  piyasalar için bu uzaklık 30 saniyeden az” diye konuştu.

S&P, ABD ve Avrupa’da 15 bankanın notunu düşürdü
ULUSLARARASI kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s (S&P), ABD ve Avrupa’da faaliyet gösteren 15 büyük bankanınkredi notunu düşürdü. S&P’den yapılan açıklamada, dünyanın en büyük 37 bankasının kredi notlarının gözden geçirildiği, ABD ve Avrupa’da faaliyet gösteren 15 büyük bankanın kredi notlarının düşürüldüğü vurgulandı. S&P, aralarında Bank of America, Goldman Sachs, JPMorgan Chase, Morgan  Stanley, Citigroup, Wells Fargo, Banco Bilbao Vizcaya Argentaria, Barclays, UBS,  Royal Bank of Scotland, Rabobank ve HSBC’nin de bulunduğu 15 bankanın notlarını düşürdü. 20 bankanın notlarını değiştirmeyen S&P, Bank of China ile China Construction Bank’ın notunu ise yükseltti. 

Analiz: Suriye krizine komşuların bakışı

Analiz: Suriye krizine komşuların bakışı


Analiz: Suriye krizine komşuların bakışı.

BBC Ortadoğu muhabirlerinden Jim Muir Suriye'deki krize komşu ülkelerin bakışını ve bu ülkelerin Suriye'deki krizin sonucundan olası etkilenme biçimlerini ele alıyor.



LÜBNAN 
Suriye'de olup bitenleri Lübnanlılardan daha yakın izleyen kimse yok. Çünkü Suriye'deki krizin ne hal alacağı en çok Lübnan'ı etkileyecek.
Suriye 1976-2005 yılları arasında Lübnan'ı askeri işgal altında tutmuş, Suriye askerleri ancak eski Lübnan başbakanı Refik Hariri'nin bombalı bir suikasta kurban gitmesi ardından oluşan uluslararası ve yerel baskılar nedeniyle ülkeyi terk etmişti.
Ancak geri çekilmesine rağmen, Suriye Lübnan siyasetindeki etkisini koruyor. Ülkedeki iki önemli Şii grup Hizbullah ve Emel Hareketi ile bu hareketlerin Lübnan içindeki ittifakları Suriye'ye destek veriyor.
Lübnan kamuoyunu en çok bölen konuların başında Suriye'ye yaklaşım geliyor. Sünni 14 Mart hareketi ittifakı Suriye'ye karşı. Şiilerin hakimiyetindeki 8 Mart koalisyonu ise Şam'ın güçlü müttefikleri.
/_np/4525/15134525.jpg
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın zor durumda olmasından memnun olan 14 Mart hareketi Suriye’deki Sünni isyancılara silah sağlamakla suçlanıyor.
Hizbullah ve müttefikleri ise Suriye rejiminin içinde bulunduğu krizden oldukça üzgün. Eğer Suriye'deki Alevi azınlık iktidfarı kaybeder ve Sünni çoğunluk iktidara gelirse, Hizbullah'ın İran'dan gelen desteği kesintiye uğrayabilir.
Suriye'yi bölen mezhepsel fay hatları Lübnan üzerinden de geçiyor.

TÜRKİYESuriye'deki kriz ülkenin Arap olmayan kuzey komşusu Türkiye için hem risk hem de fırsatlar barındırıyor.
Suriye'deki isyanın Mart ayındaki ilk günlerinde Ankara ile Şam arasındaki ilişkiler mükemmeldi. Cumhurbaşkanı Esad ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan arasında güçlü bir uyum söz konusuydu.
Ancak Esad'ın yön değiştirmesi için Türkiye tarafından yapılan tüm müdahaleler sonuçsuz kalınca Türkiye yönetimi Suriye'yi suçlamaya başladı.
/_np/4524/15134524.jpgArdından da Ankara Suriye’nin Baas rejiminin çöküşünün zaman meselesi olduğuna kanaat getirdi ve bu çöküşün geç olmasından erken olmasının kendi çıkarlarına daha uygun olduğu kanısına vardı.
Türkiye, alışılmadık bir şekilde Suriye muhalefetine Türkiye topraklarında toplanma ve açıklamalar yapma hakkı tanıdı, mülteciler ve asker kaçaklarına kucak açtı.
Türkiye'nin karşı karşıya olduğu riskler arasında Suriye'deki istikrarsızlık sonucunda 1990'lardaIrak'tan olduğu gibi büyük bir mülteci dalgasıyla karşı karşıya kalmak var.
Ayrıca, Türkiye'deki büyük Kürt azınlığın Suriye tarafından maniple edilme riski de söz konusu.
Suriye'deki istikrarsızlık, ülkenin Türkiye'yi Arap pazarlarına bağlayan güzergahın üzerinde olması açısından da çok önemli.
Ancak Türkiye’nin bu krizde oynadığı aktif rolün arkasında, ülkenin kendi çıkarlarını korumak istemesinden daha büyük amaçlar söz konusu.
Suriye'de Sünni çoğunluk lehine bir rejim değişikliği, Türkiye'nin bölgede nüfuz sağlama konusundaki en büyük rakibi İran'a da büyük bir darbe olabilir.
Bu, İranIrak, Suriye ve Lübnan arasında kurulan Şii hilalin dik bir eksen ile bölünmesi anlamına gelir.

IRAKLübnan gibi Irak da, iç bölünmeleri nedeniyle, kendisini Suriye ile bir ittifak içinde buldu.
Nuri El Maliki'nin başında bulunduğu Şiilerin hâkimiyetindeki hükümet, Cumhurbaşkanı Esad'ı genel olara destekliyor. Ancak ilişkiler daha iki yıl önce kötüleşmişti ve Bağdat Şam'ı Iraklı Baasçıları desteklemekle ve Irak başkentinde patlayan bombaların dolaylı destekçisi olmakla suçluyordu.
Ancak Şam'daki rejim değişikliği ülkedeki Şii çoğunluğun çıkarlarına değil. Bu çoğunluğun siyaseti de şu ve ya bu düzeyde İran'ın etkisinde belirleniyor.
Şii lider Mukteda es-Sadr'ın Cumhurbaşkanı Esad'a destek olmaları için savaşçılar gönderdiği haberleri yalanlandı. Ancak bu haberlerpolitik bir eğilime işaret etmeleri bakımından önemliydi.
/_np/4523/15134523.jpgSuriye'deki Sünni çoğunluğun güçlenmesi, Irak'ta Saddam Hüseyin döneminde iktidarda olan Sünni azınlığa da destek anlamına gelebilir.
Iraklı Sünniler Cumhurbaşkanı Esad'a ve rejimine, Şiilerden daha az sempatik bakıyor.
Irak'ın Suriye'ye komşu olan bölgelerinde genellikle Sünniler yaşıyor. Bu Sünni azınlık, ülkenin kuzeyindeki Kürtler gibi bir tür federal özerklik için siyasi baskılarını artırıyor.
Suriye'nin Kürt bölgeleri de Irak'ın Kürt bölgelerine komşu.
Dolayısıyla Suriye’nin etnik ve mezhepsel bir bölünmeyle karşı karşıya kalması Kürtler arasındaki ilişkileri de güçlendirip, bağımsızlık isteğini güçlendirebilir.

ÜRDÜNMutsuz ancak kurtuluşu olmayan bir evliliğe hapsolmuş bir eş gibi, Ürdün'ün kuzeyindeki güçlü komşusuyla ilişkisi de son yıllarda çok ciddi krizlerden, temkinli bir dostluğa doğru dalgalandı.
İki ülke arasındaki komşuluk ilişkileri, Ürdün'ün Suriye'deki bir istikrarsızlığa karşı oldukça duyarlı olmasına yol açıyor./_np/4522/15134522.jpg
Suriye, Ürdün'ün su tüketimi için oldukça önemli olan Ürdün Nehri'nin çıktığı bölgeye ev sahipliği yapıyor.
Ürdün ticareti için oldukça önemli ticaret yolları da Suriye topraklarından geçiyor.
Yüzlerce Ürdünlü öğrenci Suriye üniversitelerinde eğitim görüyor ve sınır aşırı güçlü aile ve aşiret bağları söz konusu.
Ancak Ürdün katı bir şekilde Batı yanlısı kampta yer alıyor. Ülke 1994 yılında Mısır'dan sonra İsrail'le barış anlaşması imzalayan ikinci Arap ülkesi oldu.

İSRAİLSuriye ile iki kez savaşan ve topraklarının bir kısmını işgal altında tutmaya devam eden bir ülke olarak İsrail, Suriye krizinin nasıl sonuçlanacağını dikkatle izliyor.
Ancak İsrail'in ulusal çıkarının hangi yönde olduğu pek açık değil. Ülkenin liderleri de Suriye'yle ilgili yorumlarında oldukça temkinli davranıyorlar./_np/4521/15134521.jpg
Esad rejiminin İsrail'e karşı yürüttüğü "direniş", Hizbullah ve Hamas gibi militan gruplara verdiği destek ve İran ile ittifakına rağmen, İsrail liderleri bildikleri düşmanla karşı karşıya olmak ile sonrasındaki belirsizliği göğüslemek arasında gidip geliyor.
Somut durumda iki ülke arasında bir barış anlaşması bulunmamasına rağmen, İsrail’in Suriye'yle sınırı 1974 yılındaki bir ateşkesten bu yana barış içinde.
Bunun tek istisnası bu yılın başlarında, muhtemelen Suriye yönetiminin dikkatleri ülke içindeki krizden başka bir yöne çevirmek için desteklediği Filistinlilerin İsrail sınırına iki kez yürüyüşü olmuştu.
Esad ailesi İsrail ile Türkiye'nin arabuluculuğunda barış müzakereleri yürütmüş ancak bu müzakerelerin sonuçsuz kalması dahi iki ülke arasında ciddi bir soruna yol açmamıştı.kaynak.hürriyet

ABD'den Türkiye'ye kutlama

ABD'den Türkiye'ye kutlama

ABD'den Türkiye'ye kutlama.


Beyaz Saray, Türk hükümetini Suriye'ye yönelik açıkladığı yaptırımlardan dolayı kutladığını bildirdi.





Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Tommy Vietor, yaptığı yazılı açıklamada, “Türk hükümetini, Suriye rejimine karşı ekonomik yaptırımlar ve diğer tedbirleri içeren açıklamasından dolayı kutluyoruz” ifadesini kullandı.

Vietor, “Türkiye'nin, Suriye halkının temel haklarının ihlali ve uygulanan vahşete cevaben gösterdiği liderliğin, Beşşar Esad rejimini daha da yalnızlaştıracağını, Esad ve yakın çevresine, eylemlerinin kabul edilemez olduğu ve hoşgörü gösterilmeyeceği yönünde güçlü bir mesaj göndereceğini” belirtti.
“Türk hükümetinin bugün açıkladığı tedbirlerin, hiç şüphesiz Suriye rejimi üzerindeki baskıyı artıracağını” kaydeden Vietor, açıklamasında, “Diğer hükümetleri de, Esad rejimini kınayanlar ve baskı uygulayanlar camiasına katılmaya çağırmaya devam ediyoruz ki bu sayede Suriye halkının barışçıl ve demokratik arzuları hayata geçirilebilir” dedi.

Vietor, ABD Başkanı Barack Obama'nın, Suriye'deki kriz süresince Başbakan RecepTayyip Erdoğan ile yakın koordinasyon içinde olduğunu ve olmaya da devam edeceğini belirtti.kaynak.hürriyet

YÖK: Katsayı kaldırıldı

YÖK: Katsayı kaldırıldı


YÖK: Katsayı kaldırıldı

YÖK Genel Kurulu'nda alınan kararla, üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulamasının ''kaldırıldığı'' bildirildi.


YÖK Genel Kurulu, Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan başkanlığında dün toplandı. Halen devam eden toplantıdan sürpriz bir karar çıktı.
Yetkililerden edinilen bilgiye göre, toplantıda üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulaması ele alındı.
Katsayı uygulamasının her aday için 0.12 olarak belirlendiği, sınava giren adaylar arasında fark kalmadığı için katsayının fiilen kaldırılmış olduğu kaydedildi.


Toplantıda ayrıca, Rize Üniversitesi'nin adının, ''Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'' olarak değiştirilmesi de kararlaştırıldı.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun ''Yükseköğretime Giriş'' maddesinde, ''Mesleğe yönelik programlar uygulayan liselerin mezunları, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek aynı alandabir yükseköğretim kurumuna girerken, başarı notları ayrıca tespit edilecek bir katsayı ile çarpılmak suretiyle değerlendirilerek giriş sınavı puanlarına eklenir'' hükmü yer alıyor.
Mevcut uygulamada, üniversiteye giriş sınavında öğrencilerin yerleştirme puanları hesaplanırken kendi alanıyla ilgili program tercihinde Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanları (AOBP) 0,15 katsayısıyla, alan dışı tercihte ise 0,12 katsayısıyla çarpılıyordu.
Öte yandan, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın görev süresi 10 Aralık 2011 tarihinde sona erecek.kaynak.mynet

En Çok Okunan Haberler

Google Arama